VELİLERİMİZDEN

"MIŞ GİBİ" DEĞİL, SAHİCİDİR HER ŞEY ÜTOPYA'DA!


14 Ekim 2019

 

(ÜTOPYA'DA HAYATIMIZ)

Çocuğumun, evinden ve ailesinden daha fazla zaman geçireceği ve hayatının en önemli bölümünü (geri kalanını da) şekillendiren "okul" acaba nasıl olmalı?

  • Sevgi dolu bir yer olmalıydı (kıyamam yavruma, gerçekten sevilsin, sevgi görsün ve sevsin)
  • O'na saygı duyulmalıydı, kendini değerli ve işe yarar hissetmeliydi.
  • Duygusal olarak asla incitilmemeli, korunmalı, güven içinde olmalıydı.
  • Sorumluluk alabilmeli ve yerine getirmeliydi
  • Üretebilmeli, üretmeyi ve bundan gurur duymayı öğrenmeliydi, ürettikleri gerçek şeyler olmalıydı, yalandan değil.

Duvarlarını bizzat örüp, süslediği ve yapımı nedeniyle çok gururlandığı bahçedeki kil fırınından bahsediyorum mesela, tek tek elleriyle otlarını yolduğu için çok sahiplendiği organik bahçedeki domateslerin durumlarına kafa yormasından ya da öğretmenlerine söylemeden haftalarca gizli gizli hazırlandıkları (kızlar grubu) dans gösterilerini sunduklarında yaşadığı gururdan. Japon misafirlerle gerçekleştirilen sempozyumda kendi yazdığı bir şiiri okuduğu için aldığı konuşmacı sertifikasını nasıl sakladığından, "do yourbest" ödevlerini düşünürken işini nasıl ciddiye aldığından, bez çantaları boyayıp bir kafenin önünde satarak kazandığı paraları kardeş okulun boya masrafına katkı olarak teslim ettiğinde duyduğu gerçek sevinçten bahsediyorum)

  • Okulda çalışan herkesin, veli olarak benim değil, kızımın mutluluğunu umursadıklarını ve kızımı benden çok sevdiklerini ta gözlerinin içinde hissetmeliydim
  • Müfredat ya da pedagoji gereği değil, kendiliğinden neşeli olan öğretmenler, çalışanlar olmalıydı okulda. Bu insanlar da çalıştıkları, yaşadıkları yeri sevmeliydiler, yaptıkları işe inanmalıydılar ki, mutlu olsunlar.Kızım da mutlu insanlarla bir arada bulunsun.
  • Kendisini hayatın içinde tam bir birey gibi hissedebilmesi için, hayata dair soruları ya da sorunları gerçekten konuşabileceği, bunlara kafa yorabileceği, felsefi olarak da yetkinleşebileceği sohbet ortamları olmalıydı, başka insanların başka şekilde düşünebileceğini ve bu düşünceleri dinlemek gerektiğini öğrenebilmeliydi ve bu sohbetleri, duygu ve düşüncelerini anlatmayı doğal olarak sevmeliydi ki, O'nunla hep konuşabilelim.
  • Dünyada başka ırklar, başka ülkeler ve kültürlerde insanlar olduğunu, insanları merak etmeyi, kendisi gibi yaşamayan insanlara saygı duymayı, farklılıklarla bir arada bulunmanın güzel bir şey olduğunu öğrenmeliydi.
  • İngilizceyi sonradan öğrenmenin zor hatta imkânsız olduğunu çok iyi bilen bir ebeveyn olarak, küçükken bu işi halledebileceği bir yer olmalıydı. (gitmek istediğimiz bir ülkeden bahsederken kızım "orada hangi dil konuşuluyor" diye soruyor, İngilizce cevabını alıyorsa "hah tamam ben onlarla konuşabilirim" diyor, İngilizceyi konuştuğuna inanıyor çünkü)
  • Kitap okumanın çok güzel ve önemli bir şey olduğunu, kitabın önemli bir şey olduğunu, kitap okuduğu için gurur duyabileceğini öğrenmeliydi.
  • Öğrenmenin, merak etmenin ve araştırmanın iyi ve eğlenceli bir şey olduğunu öğrenmeliydi, okuldan ve yaptıklarından zevk almalıydı, orada eğlendiği için severek gitmeliydi okuluna.
  • Okulda, herkesin hep bir işi olmalı, birlikte ortak yapılan işlerin keyfini ve birlikte iş yapmanın yarattığı dayanışmayı tatmalıydı.
  • Okulda; dans önemli, tiyatro esaslı, resim gerçek bir iş olmalı ama hep sonunda çok eğlenilmeliydi, insanlara-ailelere gösteri sunmak çocukların sevdiği bir şey olmalı ama gösterinin kendisi değil, gösteriyi sunan çocuk önemli olmalıydı bu okulda.
  • Kızım, okulunun bahçesinde deli gibi koşmalı ama bu bahçe yalandan bir bahçe değil, koşabileceği bayağı bildiğin koca bir çayır olmalıydı.
  • Kendisini sadece sınıfına değil, okulun tamamına ait hissetmeli, okulunu, yaşadığı ortamı sahiplenmeliydi.
  • Büyük sınıflarla da ilişkisi olabilmeli, kendisini seven ve kollayan abla ve abileri olduğunu gördükçe, küçüklerini sevmeyi ve kollamayı öğrenmeliydi.
  • Ezberlemeden, muhakeme yaparak öğrenmeli, nasıl öğreneceğini öğrendiği için "dersler zordur" kavramı, kızıma uzak olmalıydı
  • Okulunun müdürünü (çok sevgili Leman Hanım'ımız) neden bu kadar çok sevdiğini sorduğumda, bana ağırbaşlı bir şekilde: "Çünkü; O, çocuklara değer veren, sıcakkanlı biri, hep gülüyor ve bizi çok seviyor"cevabını vermeliydi...

İTİRAF EDİYORUM! Yukarıda yazdığım liste, kızımızı hangi okula göndereceğiz diye derin derin araştırmalar yaparken elimizde olan liste değil. Bizim istek listemiz çok kısa idi, çok çok azına bile razıydık. Hatta yukarıda yazanların çoğunu hayal bile etmemiştik.


Yukarıda yazdıklarım "Ütopya da ki hayatımızın" çok kısacık bir özeti. 

Ütopya'da hayat; gerçek, samimi, neşeli, üretken, aktif, ciddi. 

Sevgi de saygı da gerçek.  

Çok çalışan, çok okuyan, çok eğlenen, çok yorulan, çok iş yapan, kendine çok güvenen, akıllı, gururlu, iyi kalpli - büyüklü küçüklü - insanlar yaşıyor Ütopya'da. 

Hayatlarını hazırlıyorlar,hayatlarını örüyorlar ve hayatı yaşıyorlar!

Çok ütopik:)) görünüyor biliyorum ama hepsi gerçek ve hepsi gayet "Ütopik"! 

Bize bu "Ütopya"yı yaşatan herkese, en derin sevgi, saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Demet ARAL OĞUZER

2-A sınıfından, Ada OĞUZER'in velisi